Satılık Domainler Sitesi
Mega Otomobil Sitesi
Satılık Domainler Sitesi



Son Gizemli Dosyalar Yepyeni dosyalar için GizliDosyalar.com'u takip edin
Gizli Dosyalar Sitesi

Bu haber bilim dünyasını şok etti: Mars'ta iskelet bulundu

kızıl gezegen mars ve gizemler NASA'nın Mars'ta akan su bulunduğuna dair kesin kanıtlara rastlandığını duyurmasının ardından, Paranormal Crucible rumuzlu arkeolog blog yazarı, Curiosity uzay aracının çektiği Mars fotoğrafında bir iskeletin yer aldığını öne sürdü. TopNews sitesinin aktardığına göre, Paranormal Curicible, Amerikan Ulusal Uzay Ajansı'nın (NASA) Mars yüzeyi araştırma aracı Curiosity'nin çektiği 750 fotoğraftan birinde bir 'iskeletin' yer aldığını iddia etti.

Arkeolog'a göre, söz konusu fotoğraf büyütüldüğünde kolaylıkla seçilebilen iskelet, Marslı bir kertenkeleye ait.

Bu arada daha öncelerde de NASA'nın Spirit isimli Mars yüzeyi araştırma aracının çektiği fotoğraflarda da iki kafatasının bulunduğu iddia edilmişti.


Sultan Abdülhamid'in Petrol Haritası

"Türkiye’de petrol var ancak yabancılar çıkarmamıza izin vermiyor!" Peki gerçekten petrolü bol denilen Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde petrol var mı? Bu soruya Sultan II. Abdülhamid yüz yıl öncesinden cevap veriyor. Sultan’ın hazırlattığı tespit haritasında Güneydoğu Anadolu’nun neredeyse tamamında yüksek ölçekte petrol rezervinin olduğu saptanıyor. Görevli mühendisler araştırmalarını Doğu ve Güneydoğu ile sınırlı tutmayıp Osmanlı toprakları içinde bulunan Zaho, Erbil, Kerkük, Süleymaniye, Musul ve Bağdat gibi bölgeleri de tarıyorlar. İşin en ilginç tarafı yüz yıl önce hazırlanan petrol haritasının birçok yerinde hâl-i hazırda petrol çıkarılıyor olması. 6 ay önce Barzani ailesi tarafında Habur Çayı’nın öteki kıyısında çıkartılan ve Türkiye’nin, tabir yerindeyse, iştihanı kabartan petrol kuyuları bunlardan sadece biri.

BİTLİS’TE PETROL
Sultan II. Abdülhamid özellikle 1800’ün son çeyreğinde tüm dünyada gündeme gelen ve stratejik bir maden olduğu kabul edilen petrol için büyük çaba harcadı. Yetişmiş jeoloji ve maden mühendisi olmaması Devlet-i Aliye’nin elini kolunu bağlıyordu. Ancak uğruna savaşların çıkartılacağı, yeni bir dünya düzeninin oluşturulacağı petrolün ehemmiyetini anlayan Abdülhamid sıkıntıları kendi fedakarlıkları ile aştı. Hazine-i Hassa’dan, yani padişahın şahsi malından ödenek çıkartılarak geniş kapsamlı bir petrol rezervi çalışmasına girildi. Sultan’ın kendi parasıyla yaptırdığı çalışmada yabancı ve yerli mühendisler yer aldı. Musul ve Bağdat havalisinde, Dicle ve Fırat nehirleri havzasında petrol taraması yapıldı. Alman maden mühendisi Paul Groskoph ve Habip Necip Efendi yönetimindeki araştırma ekibi çalışmalarını 22 Ekim 1901’de Sultan II. Abdülhamid’e sundular.

Bu zamana kadar söylenen ancak mahiyeti hakkında bir bilginin bulunmadığı “Sultan’ın petrol haritası” sadece Güneydoğu’da değil, Hakkâri ve Bitlis gibi illerde de petrol bulunabileceğini öngörüyor. Haritayı hazırlayan heyet, Bitlis Suyu denilen çayın kıyısı boyunca önemli petrol rezervleri tespit etmiş. Heyetin başkanı Paul Groskoph, petrol noktalarını tek tek tespit ettiklerini aktarırken, takip ettikleri güzergâhı da detaylı bir biçimde anlatıyor. Petrol havzasını dolaşan Paul, Siirt tarafında ve Dicle Nehri kıyısında zengin petrol rezervlerinin bulunduğunu belirtiyor. Dicle Nehri kıyısındaki noktalarda yeterli araştırmayı yükselen sulardan dolayı yapamadıklarını da raporuna ilave eden Paul, nehrin kıyısı dışında, Dicle’nin kıyı şeridi boyunca uzayıp giden yüksek dağlarda da petrol bulunduğunu kaydetmiş. Yine de o dönemin teknik imkanları açısından 900 metre yükseklikteki bu dağlardan petrolün çıkarılması ve nakliyatının zor olacağını eklemeyi unutmamış raporuna.

Güneydoğu Anadolu’nun neredeyse tamamı ve Doğu Anadolu’nun bir kısmını kapsayan petrol haritasında Diyarbakır, Mardin, Bismil, Hazro Çayı etrafı, Sinan, Batman Çayı etrafı, Dicle bölgesi, Midyat, Bedran, Tulan, Siirt, Botan Çayı etrafı, Habur, Fındık, Cizre, Habur Çayı etrafı, Bitlis Çayı kıyısı ve Hakkâri (Çölemerik)’de önemli petrol yataklarının bulunduğu kaydediliyor.

PETROL HARİTASI İLK KEZ YAYIMLANIYOR

Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da çalışmalarını tamamlayan heyet daha sonra bugün Irak sınırları içinde kalan merkezlerde petrol taramasına devam ediyor. Kerkük, Babagürgür, Zaho, Süleymaniye, Bağdat, Musul ve Altınköprü’deki petrol noktaları kilometre ve yerleşim yerlerine göre yön tayini yapılarak kayıt altına alınıyor. Raporda Kerkük ve şehre 15 kilometre uzaklıktaki Babagürgür bölgesinde yoğun miktarda petrol rezervinin bulunduğu belirtiliyor. Babagürgür bölgesinin II. Abdülhamid’in şahsî malı olduğu, ve bu topraklarda Türkiye’deki Nefçi ve Doğramacı ailesinin pay sahibi olduğu biliniyor. Ekip yaptığı tetkikler sonucunda en kaliteli petrolün Bağdat yakınlarındaki El-Kayra ile Mendel’de olduğu sonucuna da varıyor.

Ulaşımın Dicle’de sal üstünde, karada da at ve eşek sırtında yapıldığı bir dönemde aylarca süren bir çalışma sonunda Başmühendis Paul Groskoph, ince detayların yer aldığı raporun sonuna iki önemli noktayı da ilave etmeyi unutmuyor: “Dicle ve Fırat nehirleri havzasında zengin ve mühim petroller bulunuyor. Bunların işletilmesi ve pazarlanması için Bağdat’a uzanan bir tren yolu lâzım. 1889’da inşaatına başlanan ve 1902’de biten demiryolu petrolün Anadolu’ya taşınmasını sağlayacaktır. Bunun için ana hatta sadece birkaç ilave ek hattın yapılması yeterlidir.” Başmühendisin ikinci notu ise iyi değerlendirilmesi durumunda bu petrol coğrafyasının gelecekte dünyanın en önemli merkezlerinden biri olacağı şeklinde.

Kısa bir zamanda bu kadar noktada tarama yaptırarak günün kıt imkânlarına rağmen petrol tespitini belgelendiren Sultan II. Abdülhamid’in saltanat ömrü petrol çıkartmaya yetmedi. İlk kez yayımlanacak olan ‘Sultan’ın petrol haritası’ Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü tarafından hazırlanan ve önümüzdeki günlerde kamuoyuna sunulacak olan “Osmanlı Döneminde Irak” isimli kitapta yer alacak. Devlet Arşivleri Genel Müdür Yardımcısı Doç. Dr. Mustafa Budak, bu çalışmayla Irak’taki Osmanlı’yı kamuoyuna sunacaklarını belirtiyor. Kitabın editörlüğünü yapan Cevat Ekici de kitaptaki birçok belge ve çizimin, özellikle de petrol bölümündeki haritaların halen üzerinde çalışılmaya değer belgeler olduğunun altını çiziyor.

Çalışmanın kapsamı petrol haritası ve bununla ilgili raporlarla kısıtlı değil. Hazine-i Hassa’ya devredilen petrol hakları ve bununla ilgili yazışmalar da bulunuyor kitapta. 18 Kasım 1902’de Yıldız Sarayı’na gönderilen belgede Musul vilayetindeki petrol madenlerinin imtiyazının Hazine-i Hassa’ya verildiği kaydediliyor. Daha sonraki tarihlerde padişaha ait araziler Maliye Hazinesi’ne devrediliyor. Ancak 12 Ocak 1920’de Maliye Hazinesi’ne devredilen padişaha ait bütün malların tekrar Hazine-i Hassa’ya devri için bir kararname çıkartılıyor.

Aksiyon dergisinin 480. sayısında yer alan “Hanedan Musul’u istiyor^” başlıklı haberde, Osmanoğullarının Sultan Abdülhamid’ten miras kalan Musul’daki gayrimenkullerini almak için hukuki bir mücadele başlattıklarına yer veriliyordu. Aynı haberde hanedanın mirasçılarının daha önceki dönemlerde Musul’daki gayrimenkulleri dava yolu ile kazandıkları, ancak birtakım siyasi manipülasyonlar sebebiyle bu kararın uygulanmadığı da vurgulanıyordu.

OSMANLI SINIRLARININ 65 NOKTASINDA PETROL TESPİT EDİLMİŞ

1. Diyarbakır
2. Mardin
3. Bismil
4. Hazro Çayı
5. Sinan
6. Batman çayı
7. Dicle
8. Midyat
9. Bedran
10. Bitlis Suyu (çayı)
11. Tulan
12. Siirt
13. Botan çayı
14. Habur
15. Fındık
16. Cizre
17. Dehuk
18. Zaho
19. Habur çayı
20. Hakkari (Çölemerik)
21. Ahmediye
22. Bisan
23. Alkuş
24. Akra
25. Büyük Zap
26. Revanduz
27. Musul
28. Karakuş
29. Nemrut
30. Küçük Zap
31. Erbil
32. Köysancak
33. Altınköprü
34. Şargat
35. Hamrin Dağı
36. Kerkük
37. Taşhurmatu
38. Tavuk
39. Karadağ
40. Süleymaniye
41. Karadağ
42. Aksu
43. Tuzhurmatu
44. Kefri (Salahiye)
45. Deli Abbas
46. Tikrit
47. Samara
48. Haso çayı
49. Narbin Suyu
50. Diyale Suyu
51. Ramadi
52. Felluce
53. Mendeli
54. Bakuba
55. Kazımiye
56. Bağdat
57. Museyyeb
58. Hılle
59. Kerbela
60. Hit
61. Fırat
62. Anah
63. El-Kadim
64. Ebu Kemal
65. Meydani

HARİTA BİLİNMİYOR AMA ABDÜLHAMİT’İN PETROLE İLGİSİ MEŞHUR
II. Abdülhamid’in petrol ile ilgili çalışmaları daha çok genel olarak biliniyor. Kapsamlı ve detaylı bir şekilde bilinmiyor. Bu haritanın ortaya çıkarılması önemli bir gelişmedir. Abdülhamid dünyadaki değişimi yakından takip ediyordu. O dönemlerde petrolün yeni kullanım alanları bulduğunun da farkındaydı. Artık motorlu taşıtlar yaygınlaşıyor ve bunlarda petrol kullanılıyordu. Donanmaları ile dünyayı idare etmeye çalışan İngilizler kömürle çalışan gemilerini artık daha pratik olan petrolle çalıştırmaya başlamışlardı. Abdülhamid bunların hepsini biliyor ve petrolün gelecekte stratejik bir silah olacağının hesabını yapıyordu. Bu yüzden Musul’un petrol arazilerini satın aldı. Çünkü İngilizler ısrarla burayı istiyordu. İngilizler, 1. Dünya Savaşı’nda Bağdat’ı almak için harcadıkları paranın 7 mislini Musul’a sahip olmak için harcadılar.


Ad Kavmine ne oldu?

Âd Kavmi, Ad veya Aad kavmi, İslam dininin kutsal kitabı Kur'an'da geçen ve Nuh kavmi gibi Allah'ın gazabına uğrayarak yok olan eski bir Arap kabilesidir. Kavmin atası olan Âd, Nuh’un torunlarından Avs’ın oğludur. Avs’ın babası İrem, onun babası Nuh’un oğlu Sam’dır.

Bu kavim büyük kayaları yontarak direk ve bu direkler üzerine çok gösterişli binalar yaptılar. Yaşadıkları bölgede her taraf akıl almaz süslere, göz kamaştıran güzelliklere sahipti. Nuh aleyhisselam zamanındaki tufandan sekiz asır gibi bir zaman aradan geçmesi sebebiyle tufanı görüp, ibret alanlar ve bunları nesillere anlatanlar çoktan vefat etmişlerdi.

Ad kavmi insanları sıhhatlerine, kuvvetlerine, zenginliklerine ve servetlerine bakarak her geçen gün kibirleniyor, büyükleniyor, taşkınlıklarını artırıyordu. Onların bu halleri Kur’an-ı kerimde mealen şöyle bildirilmektedir: "Yer yüzünde haksız yere büyüklük tasladılar ve bizden daha kuvvetli kim var (olabilir) ki dediler." (Fussilet suresi: 15)

Gün geçtikçe azan Ad kavmi, nihayet Samed, Samud, Sada ve Heba adlı putlara tapmaya başladılar. Bağ, bahçe, tarla, hayvan, mahsul ve nesillerinde şaşılacak bir bereket vardı. Dünya nimetleri bakımından ulaşılması arzu edilen her şeye kavuşmuş olmaları, tamamen azmalarına sebep oldu. Zulüm ve işkenceye başladılar. Ad kavmi, bu haldeyken, Allahü teala onlara ebedi seadet yolunu göstermek için Hud aleyhisselamı peygamber olarak gönderdi.

Elli seneden fazla bir zaman bu kavmi imana çağırdı. Bu azgın kavmi Hud aleyhisselam devamlı davet ettiği halde iman etmeye yanaşmadılar. İman edenler de korkularından imanlarını açıklayamadılar. Bunun üzerine kendilerine ağır azab geleceğini ve helak edileceklerini söyledi. Yine inanmayıp alay ettiler.

Buluttan şiddetli bir rüzgar esmeye başladı. Korkunç bir uğultusu ve dayanılmaz bir soğuğu vardı. Rüzgar estikçe şiddetlendi. İnsanları tutundukları taş ve ağaçlarla birlikte göklere fırlatıyor, sonra da bırakıveriyordu. Havada adeta saman çöpleri gibi savruluyorlardı. Azgın Ad kavminin insanları param parça oldu. Yerleri yurtları yıkılıp harabe halini aldı. Sonra da fırtına onların ölülerini süpürüp denize attı. Bu rüzgar, Kur’an-ı kerimde rih-i akim, sarsar, azab-ı elim ve atiye olarak bildirilmektedir. Hud aleyhisselam, iman edenlerle birlikte Mekke’ye gitti. Bunlara "Ad-ı uhra" (ikinci Ad) denilmiştir.

Ad Kavmi iskeletleriDEVASA İSKELETLER AD KAVMİNE Mİ AİT?

Suudi Arabistan'da bulunan devasa insan iskeleti büyük heyecana sebep oldu. Herkesi şaşkına çeviren dev iskeletin başında çalışma yapan insanlar, cüce gibi görünüyor.. Suudi Arabistan'da bulunan devasa insan iskeleti büyük heyecana sebep oldu. Herkesi şaşkına çeviren dev iskeletin başında çalışma yapan insanlar, cüce gibi görünüyor..

Aramco adında bir Amerikan petrol şirketinin ülkede yapmış olduğu petrol arama kazıları sırasında uzmanlar tarihi çok eskilere dayanan büyük bir iskeletle karşı karşıya geldiler, İskeletin ilk önce bir dinozor türüne ait olduğu sanıldı, daha sonra kazılar ilerledikçe iskeletin kafa kısmı da ortaya çıktı, büyüklüğü ve yaşı henüz açıklanmayan dev insan iskeletinin arkeolojik araştırma neticeleri gizli tutuldu, ancak geçen sürenin 70 bin ila bir milyon yıl arasında değişebileceği tahmin ediliyor, bu arada Suudi yönetimi bütün bölgeyi abluka altına aldı...

Medya'ya sızan resimlerin sahte olmadığı, bulunan iskeletin yaklaşık 12 metre uzunluğunda olduğu uzmanlarca doğrulandı... Bu dev insanların bazı kaynaklara göre, yüz binlerce yıl onceleri yaşayan "Aad" kavmine ait olduğu sanılıyor

'The New Nation' isimli haber sitesinde yer alan ve görenleri şaşırtan fotoğraftaki iskeletin bir insana ait olduğu öne sürüldü. İddialara göre, geçen nisan ayında Suudi Arabistan'da petrol araştırmaları yapan ARAMCO şirketi çalışanları tarafından bu dev iskeleti buldu. Mühendisler durumu yetkililere bildirince bölgeye giriş çıkışları yasaklanıp araştırmalara başlandı. Birçok Müslüman ülkenin gazetelerine de konu olan haberlerde iskeletin helikopterden çekildiği belirtilen bir fotoğrafı da yer aldı.

Bangladeş'teki internet sitesi ise, "Bu iskelet Kuranı Kerim'de belirtilen ve irilikleriyle tanımlanan Ad kavminden birine mi ait?" sorusunu ortaya attı. Yok edilen kavim: Ad Kuran-ı Kerim'deki bilgilere göre Ad Kavmi'nin mensupları çok iri yapılı ve güçlüydü. Ancak bu kavim peygamberleri Hud'u dinlemedikleri için cezalandırılarak tamamen yok edildi.

ULEMA DEV İSKELETLERİ DOĞRULADI

Kemikler Suudi Arabistan din ulemaları tarafından da incelendi. Ulemalar kemiklerin Ad kavmine inandıklarını açıkladılar. İskeletin bulunduğu alan Suudi Arabistan güvenlik güçlerince kontrol altına alındı. Hiç kimsenin girmesine izin verilmeyen bu alana sadece ARAMCO şirketinin yetkilileri gidebiliyor.


Mars'ın gizemi çözüldü mü?

Mars'ın gizemi bir bir çözülüyor mu? NASA yine dünyayı şaşırttı... Dünyanın gözü kulağı NASA'daydı ve NASA'dan beklenen 'Mars' açıklaması geldi... Amerikan Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA), Mars'ta sıcak aylarda akan tuzlu su bulunduğuna dair çok güçlü kanıtlara ulaşıldığını açıkladı.

Associated Press'in haberine göre, Kızıl Gezegen'de sıcak aylarda görülen ancak yılın geri kalan bölümünde kaybolan siyah çizgilerin, periyodik olarak akan tuzlu suların sonucunda oluştuğu ortaya çıktı.

Washington'da düzenlenen basın toplantısında konuşan NASA'nın Gezegen Bilimi Direktörü Jim Green, "Mars, geçmişte düşündüğümüzün aksine, kuru ve çorak bir gezegen değil... Mars'ta belli şartlarda, sıvı halde su bulundu" dedi.

Araştırmacıların analiz ettiği bilgiler, NASA'nın 2006'dan beri Mars yörüngesinde bulunan Mars Yörünge Kaşifi adlı uydusu tarafından aktarılmıştı.

DÜNYA BU AÇIKLAMAYI BEKLİYORDU

NASA'nın resmi Twitter hesabından dün atılan "Mars'ın gizemi çözüldü mü?" tweet'inin ardından gözler bugün yapılacak açıklamaya çevrilmişti. NASa, Kızıl Gezegen'e dair 'büyük bir bilimsel bulgunun' açıklanacağını duyurmuştu.

MARSLI FİLMİNE GÜNLER KALA...

Açıklamanın, 2 Ekim Cuma günü vizyona girecek olan Hollywood yapımı “Marslı” filminin izleyiciyle buluşmasına günler kala yapılması dikkat çekti.

Ridley Scott’ın yönettiği ve Kızıl Gezegen’de mahsur kalan bir astronotun hayatta kalmak için verdiği mücadelenin anlatıldığı filmin başrolünde Matt Damon oynuyor. Film, Andy Weir'in aynı adı taşıyan kitabından beyaz perdeye uyarlandı.

MARS'TA YAŞAM BELİRTİSİ

Geçmişte NASA'nın Mars programının başında bulunan Doug McCuistion, "Yeraltında kolayca erişilebilen ve serbestçe akabilen sıvı halde su bulduklarını açıklayacaklarsa, ki bu yıllardır duyduğumuz teorilerden biridir; bu Mars'taki yaşam potansiyeli ve insanların hayatını sürdürebilmesi için büyük bir bulgu olacak" demişti.

Boston Herald'a konuşan McCuistion, "Bu, hem Mars'ta yaşam bulunması hem de insanların bu gezegene gitme sürecini hızlandırması açısından oyunun kurallarını değiştirecek nitelikte bir gelişme olabilir" diye eklemişti.

DONMUŞ HALDE BULUNMUŞTU

Mars yüzeyinde suyun donmuş halde bulunduğu uzun süredir bilinen bir gerçek. Ancak gezegende sıvı halde su olup olmadığı yıllardır sorgulanan bir konu.

2015'in ilk aylarında NASA'nın Mars yüzeyindeki aracı Curiosity, gezegenin yüzeyinde bir tür tuz molekülü olan kalsiyum perklorat bulmuştu. Bu bulgu, Mars yüzeyine yakın yeraltı su kaynakları olabileceği fikrini destekler nitelikteydi.

NASA'dan Mart ayında yapılan açıklamada ise Mars'ta bir dönem Kızıl Gezegen'in yüzeyinin beşte birini kaplayan bir okyanus olduğunu ve bu okyanusun yer yer kilometrelerce derinliğe ulaştığına dair kanıtlar bulunduğu belirtilmişti.

Gezegende sıvı halde su bulunması halinde, Mars'ta yaşamın idame ettirilebileceği yönünde önemli bir adım atılmış olacağı ifade ediliyor.


Yok edilen kavim: Ad kavmi

Ad kavminin insanları, iri cüsseli, uzun boylu, kuvvetli, tuttuğunu koparan uzun ömürlü kimselerdi. Yaşadıkları bölgenin toprağı çok verimli, yağmuru boldu. Her taraf yemyeşil, bağlar, bahçeler, pınarlar, akarsular ile kaplı olan yerler "İrem Bağları" diye tanınmıştı.

Âd Kavmi, Ad veya Aad kavmi, İslam dininin kutsal kitabı Kur'an'da geçen ve Nuh kavmi gibi Allah'ın gazabına uğrayarak yok olan eski bir Arap kabilesidir. Kavmin atası olan Âd, Nuh’un torunlarından Avs’ın oğludur. Avs’ın babası İrem, onun babası Nuh’un oğlu Sam’dır.

Tarihsel topluluk, günümüzde veya geçmişte herhangi bir millet ile kesin bir biçimde ilişkilendirilememektedir. Kur'an'da kendilerine kendi kabilelerinden olan Hûd'un peygamber olarak gönderildiğinden bahsedilir. Kavmin yaşadığı yer, kum tepeleri anlamına gelen 'Ahkâf' olarak isimlendirilmiştir. Kur'an'da Fussilet suresinde:

“Âd (kavmi)ne gelince: Onlar yeryüzünde haksız yere büyüklük tasladılar ve “Kuvvetçe bizden daha güçlü kimmiş!..” dediler. Onlar kendilerini yaratan Allah’ı -ki o, bunlardan pek kuvvetlidir- hiç düşünmediler mi? Onlar bizim mucizelerimizi bilerek inkâr ediyorlardı” şeklinde geçmektedir.

Âd kavminden Kur'an tefsirlerinde yüksek binalar inşa eden, yüksek anıtlar diken ve bu yaptıkları işin kendilerini ölümsüz kılacağını zanneden bir kavim olarak bahsedilir. Kur'an'a göre yaratılmış en güzel şehir, Âd kavminin yaptığı İrem şehridir. İrem şehri için 'sahte cennet' tabiri de kullanılır. Bazı müfessirler, Yemen ile Umman arasındaki geniş bir beldenin bu isimle anıldığını kaydederler.

Ahkâf diye isimlendirilen yerde bugün Hadramevt bulunmaktadır. Batlamyus'un dünya haritasında gösterilmektedir.


Gizemli Yapılar / Bretagne megalitleri

Yunanca “büyük” ve “taş” kelimelerinden üretilmiş “megalit”, yalnızca “büyük taş” demektir. Fransa'nın Bretagne bölgesindeki Departement Ille-et-Vilaine'de insan boyunu hayli aşan sayısız taş bulunuyor. Taşlar güneş sistemi örnek alınarak yerleştirilmiş ancak bunların meydana getirildiğinin tahmin edildiği M.Ö. 6000- M.Ö. 1800 yılları arasında güneş sistemimiz hakkında henüz kimsenin bir fikri olmadığını da hatırlamak gerekiyor! O çağlarda insanlık hala güneş sisteminden haberdar değildi.

Bayım, bu büyük kalıntıların haşmet ve yöntemine mi, yoksa özgün yapıları ya da kullanımlarına ait bir tek iz ve söylence olmadan burada olmalarındaki kaderlerinin garipliğine mi hayran kalayım, bilemiyorum.” RAHİP GROVER, 1847

Rahip Grover’in bu düşünceleri megalitlerin yüzyıllardır insanlar için taşıdığı çekiciliği ifade etmektedir. Geçmişten kalan bu megalitler, çok etkileyici ve harikulade yerlerdir ama onlar hakkındaki bilgilerimiz açısından da bir o kadar esrarengiz ve gariptirler.

Bretagne Taşları bu açıdan Avrupa'nın en önemli gizemlerinden birisi olarak öne çıkıyor.

GİZLİ ANLAMLAR
Avrupa megalitleri çoğunlukla ilk çiftçiler çağı olan Neolitik dönemden, İÖ 5000 yıl ya da daha öncesinden kalmadır. Odaların uzun biçimleri Orta Avrupa’nın ilk kuşak çiftçilerinin kütüklerden yaptıkları uzun evleri hatırlatmaktadır.

Megalitler gibi “ritüel anıtlar”, biçim olarak benzersiz ve amaç bakımından muammadır: Çevresinde hendek olmayan daire biçimindeki kapalı alanların askeri ya da savunma açısından bir anlamı yoktur. Bunlara modern Batılı görüşüyle bakarsak, çiftçilerin ormanlık araziyi tarla açmak için temizlediklerini, avcı-toplayıcıların aksine bir yere yerleştiklerini düşünebiliriz.

Bu insanlar Neolitik dönem kazançlarından oluşan boş zamanlarında bir megalit yapmak için enerji ve çaba harcamış olabilirler. Ancak bazı megalitler, Neolitik çağın çok erken dönemine rastlamaktadır. Bunlar ilk güç yıllardan sonra eklenen seçimlik lüksler olamaz. Yine bunlar, gömme gibi işlevsel bir amaçla da tam olarak açıklanamazlar.



Gizemli Yapılar / Tiahuanaco ve Güneş Kapısı

Gizemli Yapılar / Tiahuanaco ve Güneş Kapısı Bolivya’da Ant dağlarında 4 bin metre yükseklikte kurulan Tiahuanaco antik kenti bugün hala gizemini koruyor. Tarihçiler, 4 bin metre yüksekliğe kurulan Tiahuanaco kentinin tanrılar tarafından inşa edildiktan sonra Aymara kızılderililerine bıraktığını belirtiyor. Güneş kapısında yer alan 48 heykelin takvim olarak kullanıldığına inanılıyor.

Yerli Aymara dilinde Tiwanaku, İspanyolca Tiahuanaco ya da Tiahuanacu, Bolivya'da (Güney Amerika) İnka öncesi kültürlere ait önemli kalıntıların bulunduğu küçük bir şehirdir. Tiahuanaco'nun günümüzdeki nüfusu 800 dür ve şehir denizden 4000 m. yükseklikte, Altiplato'nun verimsiz düzlüklerinde yeralır.

MERKEZDEKİ TAŞ
Kelimenin Aymara dilindeki anlamı "Merkezdeki Taş"tır. Arkeologlara göre, tarihi Tiwanaku şehri M.Ö. 1500'den, M.S. 1200'e kadar (yani 2700 yıl) Titicaca Gölü çevresinde, Kolomb-öncesi bir kültürün dini ve yönetimsel merkeziydi. Baskın görüşe göre, sözkonusu uygarlık Titicaca Gölünün Güney kıyılarında "Güneş Kenti" adlı kent civarlarında doğmuştur. Gelişimi hakkında fazla bilgi olmamakla birlikte gölün güney ve güneydoğusunda yayıldıkları sanılmaktadır. Bu kültür çok az bilinir. Dil, bugün de yöre halkının kullandığı Aymara dilidir.

12.000 YILLIK UYGARLIK VE KİRACI YERLİLER; EV SAHİPLERİ NEREYE GİTTİ?
Yapılan araştırmalara göre, bu uygarlığın en eski kenti 12.000 yıl önceye dayanmaktadır ancak bulunan, tümü M.Ö. 100 ve M.S. 1000 yılları arasında yapılmış seramik eşyaların yaşlarının belirlenmesi ile, kronolojik evreler 'az-çok' anlaşılmaktadır. İki tarih dilimi arasındaki fark güneş kentinin yapıcıları, -niçin ve nasıl yaptıklarını bilmiyoruz-, bu gözalıcı kenti ve o muhteşem anıtları yaptılar, işleri bitince kentten ayrıldılar. Yerliler buraya yerleşince, elbette kendi damgalarını vurdular. Ama, yerliler bu kentin ve anıtların bir benzerini asla yapmadılar, çünkü bilgi ve teknolojileri yoktu.

ASTRONOMİ KAPISI
Eserler, söz konusu uygarlığın mimaride ve taş işçiliğinde son derece ileri olduklarını gösteriyor. Bu uygarlığa ait en önemli kent 'yaratıcı tanrı' Kon Tici ya da Viracocha ile ilişkili görülen "Güneş Kenti" dir. Kentteki en önemli anıtlar, yedi katlı olan Akapana piramidi ile (dikkat) astronomik bilgiler içeren "Güneş Kapısı" dır. Piramidin tepesindeki bir iç avlu çevresine sıralanmış kulübelerin işlevleri anlaşılamamıştır. Kısmen bir yeraltı yapısı görünümünde olan piramitte, bir sürü tünele ya da kanalizasyon sistemlerine rastlanmıştır. Yine akılları durduran bir mimarlık, anlayamadığımız bir taş işçiliği..

SORULAR, GİZEMLER!
O bölgede Kon Tici ve Viracocha adında tanrılara inanılıyordu, ama bu insanlar neden illa o bölgeyi seçtiler bu iş için? Ve neden tanrıları adına diktikleri bir anıtta, o tanrıya yakarmak, ya da o tanrıyı ululamak yerine, astronomik bilgiler kazıdılar?

MÜDENDİSLER NASIL YAPILABİLDİĞİNİ ANLAMAYA ÇALIŞIYOR
Kent ve anıtlar için seçtikleri bölge denizden 4000 m. yükseklikte. Bu ise, oksijen azlığı nedeniyle, taş işçiliği gibi ağır işleri gerçekten tam bir külfete ve işkenceye dönüştürür. Bu yetmezmiş gibi, bu insanlar sanki bu eziyeti artırmak isterlermiş gibi, anıtta ve kentte kullanılan taşlar, 300 km. uzaktaki bir ocaktan getirilmiş. Herbiri tonlarca ağırlıktaki (Güneş Kapısı işlenmiş haliyle 10 tondan ağırdır) taşları getirebilmek, bugün bile delice bir iştir. Reader Digest dergisi, Tiahuanaco şehrindeki anıtlar ve taş kalıntılar için, "Günümüzün en iyi mühendisleri hala kendilerine, bu kadar büyük kaya kütlelerini kesip taşıyarak bir şehri imar edip edemeyeceklerini sormaktadırlar. Devasa bloklar sanki bir metal kalıp kullanılarak kesilmiş gibi.."


Mars’ın Manyetik Alanına Ne oldu?

Mars’ın bugün küresel bir manyetik alanı yok, o nedenle Güneş’in tüm öldürücü ışınları yüzeyini sürekli döver. Fakat yapılan gözlemler kabuğunda bir bölgenin mıknatıslanmış ve kutupsal değişim gösterdiği anlaşılmıştır. Bu kanıtlar Mars’ın 4 milyar yıl önce kuvvetli bir manyetik alanı olduğunu göstermektedir. Peki buna ne oldu, nasıl bir olay manyetik alanın sönümlenmesine neden oldu?

BOMBARDIMAN SÜRECİ
Nihayet bilim insanları suçluyu buldular. 4.1-4.2 milyar yıl önce gezegene çarpan yaklaşık 3 Km çapındaki beş asteroidin manyetik alanı tamamen bitirdiği anlaşıldı. Gezegenler oluştuktan sonra ki yaklaşık yarım milyar yıl Güneş çevresindeki diskde oluşan parçacıklar gezegenlere çarparak bir anlamda onların büyümesine neden olmuştur. Buna “bombardıman süreci” denir. Ay’ın yüzeyinde gördüğümüz kraterlerin çoğunun yaşı yaklaşık 4 milyar yıldır.

Hellas kraterini oluşturan göktaşının da büyüklüğü de yaklaşık 3 Km yöresindeydi ve açtığı çukurun derinliği Everest Dağı’nın yüksekliği kadardır. Bu çukurdan çıkan taş toprak kraterin kenarına yığılmış ve yaklaşık 2 Km yüksekliğinde dağlar oluşturmuştur.

Çarpmanın sonucunda oluşan ısısal etki, içyapıdaki katmanların dinamiğini değiştirmiştir. Tekrar eski halini alması için 100 milyon yıl gerekmektedir. John Hopkins Üniversitesinden James Roberts yaptığı animasyonla çarpma sonucu gezegenin mantosunda meydana gelen değişimlerin manyetik alanı nasıl sönümlendirdiğini göstermiştir.

İyi ki o zamanlar Dünyamızda yaşam yoktu, düşünsenize sürekli olarak başınıza taş yağdığını! Söz konusu bombardıman sürecinde ve daha sonra yerde açılmış kraterler de bugün bulunmaktadır ama rüzgar yağmur gibi atmosferik olaylar onların üstünü kapamış haldedir. Eğer atmosferimiz olmasaydı yer yüzeyi de Ay yüzeyi gibi olacaktı, yani kraterler ile kaplı.


Açıklanamayan Olaylar: Satürn’deki esrarengiz çizgiler

ABD Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA) tarafından Satürn’ü gözlemlemesi için fırlatılan Cassini uzay aracı, 10 yıllık çalışmanın sonucunda gezegen yüzeyinde esrarengiz çizgiler keşfetti.

Gezegenin buzul uydusu Tethys’de keşfedilen çizgiler dışarıdan kavisli ve kırmızı renkte görünüyor. Uzmanlar, çizgilerin Satürn’ün kuzey yarımküresinin yaz dönemine girmesiyle belirginlik kazandığını vurgularken, kemer görünümlü çizgilerin yakın zamanda oluşmuş olabileceğini belirtiyor. ‘Ay ve Gezegen Enstitüsü’nden Paul Schenk, ortaya çıkan çizgilerin büyüklüklerini ‘şaşırtıcı’ olarak niteledi.


Nefertiti'nin büyük gizemi çözülecek mi?

Nefertiti'nin büyük gizemi çözülecek mi? Büyük gizem çözülüyor! Mezarı bulundu... İngiliz arkeolog Nicholas Reeves, Mısır Firavunu Tutankamon’un mezarının arkasında iki mezar daha bulunduğunu, bunlardan birinin Nefertiti'ye ait olduğunu tahmin ediyor.

“Eğer yanlış tahminde bulunmuşsam yanlıştır. Ama eğer haklı çıkacak olursam tüm zamanların belki de en büyük arkeolojik keşfini yapmış olacağım” diyor İngiliz arkeolog Nicholas Reeves “The Ecomist” adlı dergiye yaptığı açıklamada. Kısa bir süre önce “KV62” koduyla Mısır Firavunu Tutankamon’un mezarının yüksek çözünürlü fotoğraflarını yayınlayan İngiliz araştırmacı, mezarın duvarlarının delinmiş olduğunu ve üzerinin sonradan boyanarak kamufle edildiğini belirtiyor. Reeves, duvardaki bu deliğin arkasında bugüne kadar ortaya çıkartılamamış olan Kral 4. Akhenaton’un eşi Nefertiti’ye ait mezarın bulunabileceğini tahmin ediyor.

GÜZELLİĞİ İLE ÜN SALMIŞTI

Mısır’ın Amarna adlı kazı kentinin araştırma projesi için bir makale kaleme alan İngiliz bilim adamı Reeves, muhtemelen Tutankamon mezarının bu kuzey odasının ünlü “çocuk kral” Nefertiti’nin “yağmalanmamış mezar”ı olabileceğini söylüyor. Tabii şimdilik herşey teoriden ibaret. Berlin’deki Mısır Müzesi müdür yardımcısı Olivia Zorn, “Konuya bölgede yapılacak araştırmaların sonuçları ışık tutacak. Ve bu yöndeki spekülasyonlar, güzelliği ile ün salmış olan Nefertiti’nin mumyasına götürecek önemli ipuçları olabilir” diye konuştu.

NEFERTİTİ'NİN ÜNLÜ BÜSTÜ 1912'DE KEŞFEDİLDİ

Araştırmacılar Nefertiti’nin mezarı konusunda çok az şey biliyor. Nefertiti’nin ünlü büstü 1912 yılında Mısır’a bağlı Amarna’daki kazılar sırasında Alman arkeolog Ludwig Borchardt tarafından Firavun’un baş heykeltraşı Tutmosis’un atölye olarak kullandığı yerde keşfedilmişti. Bir zamanlar Kral Akhenaton ile eşi Nefertiti’nin hükümdarlık merkezi olan Amarna’daki kazılarda 10 binden fazla tarihî parça gün ışığına çıkartıldı. Nefertiti’nin olağanüstü güzel büstü sigorta ettilerek Berlin’e götürüldü. Büst, 2005 yılından beri Berlin’de bulunan Müzeler Adası’ndaki Yeni Müze’de sergileniyor. Gizemli Nefertiti burada her yıl bir milyondan fazla ziyaretçinin akınına uğruyor.

NEFERTİTİ'YE 300 MİLYON EURO DEĞER BİÇİLDİ

Nefertiti, “Gelen güzel” anlamı taşıyor ve dünyanın en güzel kadın büstlerinden biri olarak kabul ediliyor. Bir sigorta şirketi büste 300 milyon euro değer biçti.

Aradan geçen bir asrın ardından bu güzel Firavun eşinin muhtemelen mezarının da keşfedilebileceği henüz spekülasyondan ibaret. Berlin’deki Mısır Müzesi de şimdilik beklemeyi tercih ediyor. Müzenin müdür yardımcısı Olivia Zorn, “Öncelikle üzerinde Nefertiti yazılı naaşı bulduğumuzdan yüzde yüz emin olmamız gerekiyor. Aslında bulunsa bile Nefertiti'nin oraya sonradan defnedilmiş olması da olası. Sorumuza yanıt olabilecek o döneme ait somut yazıtları henüz bulmuş değiliz" diye konuşuyor.


NASA’nın 1 Yıllık Mars Deneyi Başladı

NASA’nın 1 Yıllık Mars Deneyi BaşladıAmerikan Havacılık ve Uzay Dairesi NASA’nın Mars’taki yaşam koşullarının simule edileceği bir yıllık deneyi başladı.

Deney kapsamında altı kişilik ekip, Hawaii’de Mars yüzeyini andıran bir volkanın üzerinde kurulu çadırda bir yıl geçirecek.

Tecrit deneyimi, bu alanda yapılan en uzun süreli deneme girişimi olacak.

Uzmanlar, Kızıl Gezegen olarak da bilinen Mars’a ilk insanlı yolculuğun bir ile üç yıl arasında gerçekleşebileceğini tahmin ediyor.

Ekip çadırda, dışarıdan hava girmeden, taze yiyecek yemeden ve çok fazla özel alanları olmadan yaşayacak.

Türkiye saatiyle Cumartesi sabahı saat 03.00’de kendilerini 11 metre çapında ve 6 metre yükseliğindeki çadıra kapatan ekip üyeleri uzay giysileriyle yaşayacak.

Ekip, bir Fransız astrobiyoloğu, bir Alman fizikçi ve biri pilot, biri mimar, biri gazeteci ve biri toprak uzmanı dört Amerikan vatandaşından oluşuyor.


Açıklanamayan Olaylar/Ekin Çemberlerinin türleri

Ekin Çemberlerinin türleri
Grafik biçimindeki ilk ekin çemberleri 1990’larda ortaya çıkmaya başlamıştır. Bunlara en iyi örnek, 1994’te Stonehenge’in bir mil kadar güneyinde ortaya çıkan oluşumdur. Stonehenge üzerinde uçan ve yerde olağandışı herhangi bir görünüme rastlamayan bir pilot, yaklaşık 45 dakika sonra aynı yerden geçerken Stonehenge’in tam güneyinde oldukça geniş ve geometrik açıdan kusursuz, grafik biçiminde devasa bir ekin çemberinin ortaya çıktığını farketmiştir. Bu birdenbire ortaya çıkan yaklaşık 134 metrelik oluşumun insanlar tarafından yapılmasının imkansız olduğu, hadi yapıldı desek bile bunun günler alacağı kesindir..
Ekin çemberlerinin en dikkat çekicisi, “tüm çemberlerin anası” olarak da bilinen ve 17 Temmuz 1991’de İngiltere’de, Barbury Kalesi yakınlarındaki bir buğday tarlasında ortaya çıkan oluşumdur. Bu oluşumda, merkezi, dairesel bir alan düzleştirilmiş ve iki eşmerkezli daire ile çevrelenmiştir. Bu dairelerin üstüne ikizkenar bir üçgen yerleştirilmiştir; bu üçgenin her bir köşesinde farklı bir dairesel model bulunmaktadır. Bunlardan biri basit bir çember, diğeri 6 kollu bir fırıldak, sonuncusu ise ilginç bir spiral şeklindedir. Tüm oluşum 190 metre genişliğindedir.
Wiltshire’ın Alton Barnes bölgesindeki Milk Hill’de ortaya çıkan ve “Galaksi” adı verilen ekin çemberi de oldukça ilgi çekicidir. Bu şekil, bir spiral içine kusursuz bir biçimde yerleştirilmiş 400’den fazla çemberden oluşmaktadır. Tüm oluşum 450 metre uzunluğundadır, içindeki çemberlerin çapları ise 30 cm ila 21 metre arasında değişmektedir. “Oluşumda 400 çember bulunduğu ve bunlardan bazılarının çapının 20 metreyi geçtiği düşünülürse, her 30 saniyede bir tane çember çizilmiş olmalıdır ki bu sadece düzleştirme için harcanacak zamandır. Bu oluşum sınırları zorlamaktadır. Geleneksel açıklamalar bu noktada yetersiz kalmaktadır.”
Hampshire’lı araştırmacı Karen Douglas ise bu konuda şu yorumu yapmaktadır: “Bu çok heyecanlandırıcı. Herkes, genelde bu oluşumların aldatmaca olduğunu söyleyenler bile, bu seferkinin muhteşem olduğunu düşünüyor. Onu diğerlerinden farklı kılan muhteşem büyüklüğü ve karmaşıklığı. Daha önce de büyük ekin çemberleri gözlemlenmişti fakat hiçbiri yüzlerce çemberden oluşmuyordu. Bu oluşum insanları gerçekten de hayrete düşürdü.”


 
Destekleyenler : Domain Ajansı | Domain Fabrikası | Sürekli NET
2013. GizliDosyalar.com | Gizli Dosyalar, Gizemli Olaylar Sitesi - Bağzı hakları saklıdır. Genel olarak Copy LEFT
Tema Creating Website Yayın Mas Template
Blogger